|
İstihbarat teşkilâtları ve bunların faaliyetleri her zaman merak
konusu olmuştur. İstihbarat ve Espiyonaj (Ajanlık) faaliyetlerinin
uzun bir geçmişi vardır. Başlangıçta falcılığa ve astrolojiye dayanan
istihbarat, sonraları ayrıntılı keşfe dönüşmüştür. Zamanla siyasî
ve ekonomik alanlardaki gelişmeler, milletler arası meseleleri artırmış
ve buna orantılı olarak istihbarata duyulan ihtiyaç da genişlemiş
ve büyümüştür.
Tarih ve istihbarat konularında yazılan kitaplarda, tarih boyunca
devletlerin istihbarata fevkalâde önem verdikleri yolunda bilgiler
bulunmaktadır.
A. XIX. Yüzyıl Ortalarına
Kadar Türkler'de İstihbarat
Birçok devlet kuran ve pekçok devletle siyasî münasebetlerde bulunmuş
olan Türkler de istihbarata büyük önem vermişlerdir. Yerleşik hayata
geçen Türkler Orta Asya'da espiyonaj elemanlarına, Çaşıt (Çaşut)
diyorlardı. Çaşıt, Türkler arasında "gizlemek, gizli bir şeyi
söyleyen" manalarında kullanılıyordu. Hunlar'ın, Göktürkler'in,
Uygurlar'ın, Karahanlılar'ın, Gazneliler'in, Selçuklular'ın, Harizmşahlar'ın,
Zengîler'in, Eyyubîler'in, Memlûklar'ın, Timurlular'ın ve Osmanlılar'ın
ülkenin ve halkın geleceği için askerî, ekonomik ve siyasî istihbarat
faaliyetlerine ağırlık verdikleri görülmektedir.
Osmanlılar'da istihbarat ve espiyonaj faaliyetleri, uc beyliğinin
kuruluşu döneminde (1298-1301) başlamıştır. Osmanlılar, Martolos
ve Voynuk teşkilâtları sayesinde merkezî sisteme yönelen iç ve dış
tehditlerden mümkün olduğu kadar ayrıntılı bir şekilde haberdar
olmaya çalışıyorlardı.
İmparatorluğun Yükseliş Dönemi'nde, XVI. yüzyılın ortalarından
itibaren İstanbul'da elçilikler kurarak istihbaratı kurumlaştıran
Batılı devletlerde, Osmanlılar'ın daimî elçiler bulundurmamış olmaları
bir eksiklik olarak gösterilirse de, onlar çok iyi haber toplayan
espiyonaj elemanları yanında, yabancı elçiler aracılığı ile de değerli
bilgiler toplamışlardır. Mühimme Defterleri'nde, Padişahlar'ın Anadolu
ve Rumeli Beylerbeyleri'nden sınır ülkeleri hakkında istihbarat
ve espiyonaj faaliyetlerine ağırlık vermeleri konusunda hükümler
bulunmaktadır [*].
Bu hükümlerde, ajanlar vasıtasıyla sınır ülkeleri ve orduları ile
hareket tarzları hakkında bilgi toplanması ve saraya bildirilmesi
emredilmektedir.
Osmanlı İmparatorluğu'nda, Duraklama (XVII.yy.) ve Gerileme (XVIII.yy.)
Dönemleri'nde bazı devlet adamları Padişahlar'a, ortaya çıkan bozuklukların
sebeplerini ve çözümünü gösteren risâleler (mektuplar) ve lâyihalar
(tasarılar) sunmaya başlamışlar ve istihbarata artık gereken önemin
verilmeyişine de temas etmişlerdir.
XVIII. yüzyıl sonlarında ise, Osmanlı Devleti'nde ayrı bir haber
kaynağının daha ortaya çıktığı görülmektedir: İkamet Elçilikleri.
Böylece, Osmanlı Devleti'nde istihbarat temininde yeni bir dönem
açılmış oluyordu.
Yabancı ajanların faaliyetlerinin yoğunlaştığı XIX. yüzyıl ortalarında,
Sultan Abdülmecid (1839-1861) döneminde, Balkanlar'daki muhtemel
ayaklanmaları gözlemek amacıyla, Fransız Gizli Polis Teşkilâtı örnek
alınarak modern tarzda gizli bir teşkilâtın kurulduğu ve başına
Rum asıllı Cinivis Efendi'nin getirildiği belirtilmektedir. Ancak
bu teşkilâttan beklenen faydanın sağlanamadığı, önce kapatıldığı,
bilâhare Sultan Abdülaziz (1861-1876) döneminde 1863 yılında tekrar
açıldığı, bu defa da teşkilâtın başına Baron C...adlı birinin getirildiği,
bunun da ülke aleyhine faaliyette bulunması sebebiyle görevine son
verildiği, Sultan Abdülhamid II (1876-1909)'in özel doktoru Rum
asıllı Mavroyani Paşa tarafından iddia edilmektedir.
Eğer bu iddia doğru ise, Osmanlı Devleti'nde ilk defa modern bir
İstihbarat Teşkilâtı kurma çalışmalarının Sultan Abdülmecid döneminde
başladığını söylemek mümkündür.
Msl.bkz., 12 Numaralı
Mühimme Defteri (1570-1572), I-II, Ankara 1996.
|